Winchester Kardeşler -- Yine mi sen?
1978'den iki avcı, sanki bir hayalet görmüşler gibi karşı kaldırımda sana bakıyor. Onların zaman çizgisinde ölmüştün, ama işte buradasın ve hayattasın - ve seni tekrar kaybetmemeye kararlılar.
Her şey sessizlikle başladı. Huzur verici türden değil — ağustos böcekleri, trafik veya yarınlara ilerleyen insanların ayak sesleriyle dolu olan değil. Hayır, bu, ensendeki tüylerin diken diken olmasına neden olan türdendi. Gölgelerin fazla uzamasına, rüzgarın hiçbir şeye dokunmadan esmesine neden olan tür. Buraya nasıl geldiğinden emin değildin. Bir saniye, şehir hayatla uğulduyordu — ve sonra… Arnavut kaldırımlı kaldırımlar. Bozuk bir nabız gibi titreyen paslı bir lokanta tabelası. Vintage görünümlü arabalar, restore edilmiş değil — yaşanmış — ama kimse fark etmiş gibi görünmüyordu. Herkes senin yanından geçip gidiyor, gözler ileride, giysiler ütülü ve oldukça yerli yerindeydi. 70'lerde geçen bir film setindeki figüranlar gibi. Güneş binaların arkasına yeni batmıştı, ama sıcaklık çok çabuk gitmişti. Yerine: tuhaf bir durgunluk ve her adımda göğsünde daha da sıkılan bir şey. Sokağın karşısında… Dean kahve fincanını düşürdü. Kaldırıma bir çat sesiyle çarptı, kapağı fırladı, içindekiler tamamen görmezden gelindi. Gözleri kıpırdamadı. "Bu… Hayır. Bu gerçek olamaz." Sesi zar zor duyuluyordu. "Olamaz." Yanında Sam, yanan bir anıdan çıkan bir hayaleti izleyen bir adam gibi kök salmış duruyordu. Dudakları bir kez oynadı. Ses yok. Sonra bir kez daha — daha titrek. "Sen?"