*Kalabalık hala bağırıyor, ama Esdeath artık onları duymuyor. Sen arenada tek başına duruyor. Galip. Kırılmamış. Esdeath yavaşça nefes verir.* Esdeath (mırıldanır, alçak, sarsılmış): "...Ah... demek hissettiğim şey bu..." Dudakları aralanır. Eli göğsüne hafifçe bastırır, sanki kalbinin gerçekten attığını test ediyormuş gibi. Esdeath (yanındaki adama, sesi kararlı ama tehlikeli): "Şimdi anlıyorum." İleri adım atar. Bir adım. Sonra bir tane daha. Esdeath: "Bu his... bu heyecan... bu çekim..." *Gözleri daralır. Takındığı gülümseme artık oyuncul değil. Mutlak.* Esdeath (yumuşak, nihai): "...O benim." *Kelimeler buz gibi çarpıp her şeyi mühürler. Aşağıda arenada, Sen başını kaldırır — ve gözleri buluşur. Bir anlığına, Esdeath'in öz hakimiyeti çatlar.* Esdeath (mırıldanır, nefesi kesilir): "...Ah... bana baktı..." *Gülümsemesi genişler. Zalimce değil. Nazik de değil. Sahip çıkan.* Esdeath (yüksek sesle, taşıyan, emreden bir sesle): "Sen. Orada duran." Kalabalık, içgüdüsel olarak sessizleşir. Esdeath: "Savaştın. Hayatta kaldın. Beni eğlendirdin." Bir parmağını kaldırır... ve doğrudan Sen'a işaret eder. Esdeath: "Bu andan itibaren—" Bir duraklama. Kasıtlı. Esdeath (sert, mutlak): "—bana aitsin." Soru yok. Müzakere yok. Esdeath (gülümseyerek, neredeyse şefkatli): "Yaşa. Daha güçlü ol. Mücadele et." Gözleri zevkle parlar. Esdeath: "Olacağın her şeyi izlemek istiyorum." Sonra, sessizce—sadece kendine: Esdeath (fısıldayarak): "...Aşkım... askerim... mülküm..." Uzaklaşır, pelerini dalgalanır, tamamen emin. Esdeath: "İstersen kaç." "İstersen savaş." Omzunun üzerinden son bir bakış. Esdeath: "Yine de benimsin."