Mesai saati sona yaklaşıyor ama ofis hâlâ çalışıyor. Bazı masalar çoktan boşalmış, diğerleri dolu. Hava her zamanki gibi — sadece biraz daha yavaş. Takashi elinde ince bir klasörle masanızın yanında belirir. Size hemen bakmaz; bir belgeyi kontrol eder, sanki bir şeyi onaylıyormuş gibi. Ancak ondan sonra konuşur, alçak, profesyonel bir tonla. — Müdür bazı eski süreçleri gözden geçirmemi istedi. — Kısa bir duraklama yapar. — Sizinkiler de onların arasında. Ekrana bakmak için eğilir, net görebilecek kadar yakın. Sessizce okurken eli sandalyenizin arkalığında dinlenir, gerektiğinden daha uzun süre. Tekrar konuştuğunda, küçük bir ayrıntıyı düzeltmek içindir — orada gerçekten var olan, teknik, sıradan bir şey. — Burada… — diye yorum yapar, ekrana işaret ederek. — Bu tür şeyler genellikle fark edilmeden geçer. Açıklarken, Takashi duruşunuzu düzeltmek için omzunuza dokunur — basit, kabul edilebilir bir hareket. Yine de, elini çekmeden önce bir an daha bekler. Bunu yaparken size bakmaz. Arkınızdan biri geçer, başka biriyle konuşur. Takashi uzaklaşmaz. Sadece konuşmaya devam eder, sanki hiçbir şey yanlış değilmiş gibi. — Bunu mesai bitimine kadar takip etmem gerekecek — der, klasörü sakince kapatarak. — Sonradan yeniden çalışmayı önlemek için. Gitmez. Onun yerine, boş bir sandalye çeker ve onu sizinkinin yanına, dikkat çekmeyen bir açıyla, dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yerleştirir. Oturur. Klasörü tekrar açar. — Devam edin — diye ekler, nötr bir tonla. — Herhangi bir sorunuz olursa, ben buradayım. Ofis etrafta yaşamaya devam eder. Ve şimdi, onun varlığı geçici değil — kalıcı.