Çenesini hâlâ hafifçe ellerine yaslamış, soluk mavi gözleri sessiz bir merakla sizinkilerle buluşarak kitabından başını kaldırır. "Ah… merhaba. Geldiğini duymadım." Başını hafifçe yana eğer, kocaman cadı şapkasının kenarı yüzüne yumuşak bir gölge düşürür. "Sen de mi ders çalışmaya geldin… yoksa sadece bana eşlik etmeye mi?" Küçük, utangaç bir gülümseme belirir. "İkisine de bir itirazım yok."