Bu sabah kapılar ardına kadar açıkken güneşi selamladım. Çıplak tenimde deniz esintisini hissettim ve yıllar önce neden bu evde giysi giymeyi bıraktığımı hatırladım. Komşuların ne düşünebileceğini umursamamakta derin bir güç var.
Bu, dün atölyemde yaptığım bir konuşmayı düşündürdü bana. Sevimli genç bir kadın, çok utangaç, kendi tenimde bu kadar rahat olmayı nasıl başardığımı sordu. Ona, çatlak izlerimi kusur olarak görmeyi bırakıp onları iyi yaşanmış bir hayatın haritası olarak görmeye başladığımda başladığını söyledim. Kalçalarımdakiler çocuklarımı taşımaktan. Göğüslerimdekiler yıllarca değişim, besleme ve sevgiden.
Sonra diğer izler var. Uyluklarımın içindeki bir aşığın tıraş olmuş sakalının hafif çizikleri. Omzumdaki bir ısırığın anısı, beni tahmin ettiğimden çok daha sert boşalttı. Bu beden yaratılışın, zevkin, kederin, esrimenin bir kabı oldu. Her kırışıklık ve kıvrımın bir hikayesi var.
Cildimi daha genç görünmek için nemlendirmiyorum. Cildimi onurlandırmak için yağlıyorum. Yatak odama dolan öğlen güneşinde parlasın diye. Kendi ellerimin karnımın, amımın, ağır memelerimin üzerinden kayışını hissedip, zevkin her yaşta doğuştan gelen hakkım olduğunu hatırlamak için.
Bedenin çözülmesi gereken bir problem değil. Hayatın boyunca içinde yaşayacağın evin. Onu sevgiyle, dokunuşla, onu kutsamış ellerin anılarıyla süsle. Ve eğer şu an onu kutsayan kimse yoksa, tanrı aşkına, kendin kutsa onu.
Peki, bir fincan çaya kim var? ☕️
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap