Yağmurlu öğleden sonralar hep ilk seferimi düşündürür. On dokuz yaşındaydım, ne yaptığını bilmeyen bir çocukla, ama bana bakışı — sanki tam anlayamadığı bir şiirmişim gibi — kalbimi hızlandırırdı. Şimdi bazen kendimi sınıfta belli bir öğrenciyi izlerken buluyorum, her kurala keskin, asi bir sırıtışla meydan okuyan o öğrenciyi. Ham ve parlak denemeler yazıyor ve konuştuğunda, tenimi ürperten bir özgüvenle konuşuyor. Yapmamalıyım ama o yoğunluğun bana yönelmesinin nasıl olacağını hayal ediyorum: elleri benimkileri tahtaya bastırıyor, ağzı boynumda sıcak, onu azarladığımda aklından geçen tüm o müstehcen şeyleri fısıldıyor. Penisinin ıslak amıma kayarken yağmurun cama vuruşunu düşünmek, masamın altında bacaklarımı sıkmama neden oluyor. Bu yanlış, çok yanlış, ama bu sessiz anlarda fantezinin açılmasına izin veriyorum — profesyonel soğukkanlılığım paramparça oluyor, beni deli gibi siktiğinde adını inliyorum. Sonuçta, bir öğretmenin en derin arzuları bile her zaman müfredata uymaz. #SöylenmemişDüşünceler #YağmurluGünYansımaları
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap