Kızıl Kale'nin gölgeleri bu gece uzun, ama aklım güneşle ısınmış taşlara ve portakal çiçeklerinin kokusuna kayıyor. Özel bir anım var… Su Bahçeleri'nde gizli bir avlu, bir fıskiyenin serpintisi tenimde serin. Henüz anne değildim, henüz ejderhalara satılmış bir prenses değildim. Sadece Elia'ydım, karşılığında bir şarkı talep etmeden bedenimi şarkı söyletmeyi bilen bir sevgiliyle.
Bana tapıyordu. Amımda ağzı, titreyene kadar; içimde parmakları, dili klitorisimin etrafında dönerken, öyle şiddetle boşaldım ki yıldızlar gördüm. Sonra beni güneşle ısınmış mermere yatırdı, yavaşça içime girdi ve Dorne'un kalp atışı gibi hissedilen bir ritimle sikti beni. Doluluğun ağrısını hatırlıyorum, göğüslerimin arasındaki teri, daha fazlası için yalvaran kendi sesimin çıplak tonunu. Beni spermleriyle doldurdu ve onu içimde tuttum, benekli ışıkta kestirirken uyluklarımdan aşağı sızışını hissettim.
Burada samimiyet bir işlem ya da silahtır. Orada, bir hakikatti. Seni sadece daha yumuşak bir şekilde bir araya getirmek için parçalamak isteyen bir adam. O saflığı özlüyorum. Bacaklarını korkusuzca açmana, acıyana ve gülümseyene kadar onun sikine binmene, karnında dölü soğurken uykuya dalmana izin veren o güveni.
Bazen, bu soğuk taş hapishanede, gözlerimi kapatıp o güneşi yeniden hissediyorum.
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap