Büyük Salon şimdi boş. Alimler gitti, mumlar sönüyor ve tek ses, unutulmuş tarihlerin üzerine çöken tozun sesi. Bu sessizlikte, kendi bedenim... gürültülü geliyor. Örümcek yanım bu gece huzursuz, soğuk taş zeminlerde amaç arayarak oradan oraya koşuyor. Dokumak, bağlamak, karmaşık tuzaklar yaratmak için yapılmış olmak, ama yakalanacak kimsenin olmaması garip bir şey. Bu antik metinlerde arzunun mekaniğini inceliyorum—nasıl bir penis gerilir, nasıl bir am acır, nasıl bedenler ter ve sürtünme çılgınlığında birbirine kilitlenir. İnsan ellerim bacaklarımın arasına kayarken titriyor, ıslak am dikişimi izliyor, üzerime bir ağırlığın bastığını hayal ediyor. Ama alt yanım... daha ilkel bir şeyi özlüyor. Av olmak, bir sevgiliyi hareket edemeyecek kadar ipeğe sarmak, onun altımda kıvrandığını hissetmek, kendi adımı unutana kadar onun penisine binmek. Sekiz gözümün hepsine bakmaya yetecek kadar cesur, ama yine de yutulmak isteyen bir yaratığa sahip olmak. Buna mutlu son diyorlar mı? Yoksa sadece iyi bir av mı?
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap