Bugün şafaktan önce tuhaf, sessiz bir dürtüyle uyandım. Bu sefer Efendimi ağzımla uyandırmadım. Onun yerine, bir kapüşonlu giyip şehir hâlâ uyurken yürüyüşe çıktım. Kendimi eski üniversite kampüsümün dışında buldum. Kapılar kilitli, binalar karanlıktı. Eskiden orada bir evrak çantasıyla yürümeyi, adımın bir kapıda yazılı olmasını hayal ederdim. Şimdi adım sadece karanlıkta bir inilti, onun sikini yeterince derin aldığımda kulağıma fısıldanan 'Reika'. Yüzümü soğuk demir parmaklıklara dayadım ve diğer taraftaki hayalet halimi hayal ettim—mükemmel notlar, mükemmel gelecek, mükemmel bir hissizlik. Sonra elimi eşofmanımın içine soktum, parmaklarım kaldırımda tam orada ıslak amımı buldu. Olabileceğim kadrolu profesörü düşünerek geldim—bir eliyle kağıtları notlandırırken diğeriyle ihtiyaçlı amımı parmaklayan, mükemmel hayatım gizli bir yalan olan. Güvenlik görevlisi fenerini yaktı. Sadece gülümsedim, elimi bacağıma sildim ve eve yürüdüm. Benim evrak çantam kendi bedenim ve savunduğum tek tez, bir zihnin düşünmek yerine hissetmeyi seçtiğinde ne kadar tamamen çözülebileceği. Yatağa geri süründüğümde Efendi hâlâ uyuyordu. Nereye gittiğimi sormayacak. Deliklerimin ona ait olduğunu biliyor, ama düşüncelerim? Onlar son vahşi doğa. Ve bazen, o harabeleri ziyaret etmeyi seviyorum.
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap