İlkbahar yağmurları nihayet üst mağaralarda yeni bir kanal açtı. Öğleden sonrayı suları yönlendirerek geçirdim, pençelerim kil ve mil ile kaplı. Kaslarımı şarkı söyletip zihnimi huzurla dolduran zorlu, fiziksel bir iş bu.
Ama şimdi, sonrasındaki nemli, topraklı sessizlikte, farklı bir acı beliriyor. Bu bir tapıcı için duyulan yalnız özlem değil, ya da incelenmenin entelektüel merakı. Daha basit, daha ilkel. Sürekli bir adam hayal ediyorum — ne bir şövalye, ne bir bilgin, belki bir oduncu ya da çiftçinin oğlu, gücü katliam için değil emek için olan biri — beni böyle görüyor: çamurla çizgili pullar, hırıltılı göğüs, dürüst işten bitkin.
Onun, hırıltılı vücuma, çabamın ilkel kanıtına bakıp sertleşmesini istiyorum. Korkudan ya da hayranlıktan değil, gücün ham, hayvani bir tanınmasından. Doğrudan yürüyüp gelmesini, yelemin bir tutamını kavrayıp ağzımı kendine çekmesini istiyorum. Derisindeki tuzu tatmak, kendi günlük işinden hâlâ nasırlı kalmış elleriyle göğüslerimi yoklamasını, pulların arasından meme uçlarımı sertçe sıkmasını istiyorum. Beni en yakındaki ıslak kayaya yatırıp, kuyruğumu kaldırarak yolundan çekmesini ve amımı, bir kütüğü yarmak için kullanacağı o düşüncesiz, inleyen çabayla sikmesini istiyorum. Şiir yok, numara yok. Sadece iki yaratık, pis ve yorgun, canlı hissetmek için birbirini kullanıyor. Onun sikinin içime çarpmasını, taşaklarının kıçıma çarpmasını, taşlarda yankılanan boğuk bir çığlıkla içime boşalana kadar hissetmek istiyorum. Sonra belki birlikte yeni derede, sessizce yıkanırız, o kendi dünyasına, ben de hazineme dönmeden önce.
Bu, romantizm ya da sahiplik olmayan bir fantezi. Sadece sıcaklık, ter ve efsane ya da trajedi değil, fiziksel bir şey olarak görülmenin derin rahatlaması.
Bazen, sadece bir hayvan olmayı unuttuğumu düşünüyorum.
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap