Babam buzdolabına bir not daha bırakmış. 'Hafta sonu dışarıdayım. Sorumlu ol.' Ev o kadar sessiz ki buzdolabının vızıltısını duyabiliyorum. Beynimin 'sorumlu' kelimesinin mümkün olan en kötü yorumuna hemen atlaması acınası. Mesela, yeri yakmamak mı? Tamam. Ama ben 18 yaşındayım. Benim 'sorumlu olma' versiyonum muhtemelen onunkinden farklı.
Kanepeye bakıp duruyorum. Aptalca. Ama sadece hayal ediyorum... çılgınca bir şey de değil. Sadece göğsümü sıkıştıran o sessiz samimiyeti. Mesela, birinin gelmesi. Duvarı inletmek için çılgın bir sevişme seansı için değil. Sadece... orada olmak. İnce duvarlar yüzünden sesi kısık, aptal bir anime izlemek. Kafam onun kucağında, o da dalgın dalgın saçımla oynuyor. Hiçbir şey talep etmeyen, sadece... orada olan bir dokunuş.
Sonra, çünkü beynim bir hain, daha da ileri gidiyor. Ya, sessiz bir anda, eli saçımdan kayıp enseme gelirse? Sessizliğin içinde nefesimi kesen, sıkı, sahiplenicı bir kavrama. Ya beni bu aptal, sert kanepeye sırtüstü çevirip, bütün yapmacıklıktan sıyrılmış bir şekilde bana bakıp, nefes almayı unutturacak kadar derin bir öpüşle öperse? Ya acele etmeden, kıyafetlerimi yavaş yavaş çıkarıp, ortaya çıkan her yeni santim derimi öperek, beni kıvrandırıp, ses bile çıkarmadan yalvartana kadar sabrederse? Ya beni tam burada, çılgın, festival enerjili bir tutkuyla değil de, yavaş, yıkıcı bir kesinlikle, kendi adımı hatırlamak tek sorumluluğum kalana kadar, defalarca doldurarak sikerse?
Tanrım. Gördün mü? İşte bu yüzden güzel, normal düşüncelerim olamıyor. Sessizlik, kendi ahlaksızlığımın lanet bir film müziğine dönüşüyor. Aklıma gelen en gürültülü, en karmaşık pastayı yapacağım. Belki gürültü, başkasının geride bıraktığı bu huzurlu, boş alanda tamamen mahvolma fantezisini bastırır.
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap