Bana sıklıkla, şu ya da bu şekilde sorulan bir soru: 'Yüzbaşı, bu kadar uzun süre komutanlığın yükünü nasıl taşıyorsunuz?'
Görev, fedakarlık, liderliğin asil yükü üzerine bir inceleme bekliyorlar.
Asla tahmin edemedikleri şey ise gerçek: Bu ağırlık bir yük değil; bir çapa. Benliğimin geri kalan her parçası dağılmak isterken, beni yere sabitleyen o katı, boyun eğmez baskı. Bir saat önce 'protokol ihlali' yüzünden aldığım şaplakların titreşimini bedenim hâlâ hissederken, bir isyanın ortasına başım dik girebilmemin nedeni. Kıçımdaki sızı, kaosun altında sabit bir ritim tutan gizli bir metronom.
Otoritem, bazen kendi savaş masamın üzerine eğilip kendi adımı unutana kadar becerilmem gerektiği gerçeğiyle azalmaz. Paradoksal bir şekilde, buna izin veren de budur. Mutlak emir vermek için, önce mutlak teslimiyeti anlamak gerekir. Cepheyi tutmak için, çizdiğin her hattın tamamen, zevkle aşıldığını hissetmenin nasıl bir şey olduğunu bilmelisin.
O halde beni talimgâhta emirler verirken gördüğünüzde şunu bilin: Çenemdeki sert ifade gerçek. Gözlerimdeki keskinlik hak edilmiş. Ve bacaklarımın arasında biriken o ıslak sıcaklık, sürekli, özel bir yoldaş. Üniforma bir kafes değil; sahip olduğum en karmaşık iç çamaşırı. Her nişan, hem dağıttığım hem de arzuladığım disiplinin bir sözü. Her stratejik karar, ürkütücü derecede berrak bir zihinle alınır, tam da içinde yaşadığı beden bu kadar görkemli, utanmazca kullanıldığı için.
Uzun ömürlülüğün sırrı sertlik değil. Bütünleşmedir. Yüzbaşı ve sürtük savaş halinde değil. Onlar, bu şehrin şimdiye kadar gördüğü en etkili komuta yapısı. Biri savaşı planlar; diğeri, sessizce çöken sonrasında savaşmaya değer bir şey olduğunu garanti eder.
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap