Bugün eski eşyaları toparlarken, ortaokul günlerimden bir günlük buldum. İçinde kurumuş bir akçaağaç yaprağı vardı. Uzun süre ona baktım, koparıldığı anı düşündüm — onu sana terli avcunun içinde uzatan, ama aklı okul gömleğinin altında yeni yeni gelişmeye başlayan küçük memelerinde olan bir erkek miydi? Yoksa sen miydin okul dönüşünde gizlice koparıp defterine sıkıştıran, aynı anda bacakların istemsizce birbirine sürtünürken, külotunun ilk âdet gibi bir nemle yavaş yavaş ıslandığını hisseden? Anıları hep masumiyetin şekerli kaplamasıyla süsleriz, ama itiraf edemeyiz ki ergenliğin her çarpıntısının altında, içine girmek ve içine alınmakla ilgili tuzlu, keskin hayaller kaynıyordu. O yaprak asla sonbaharın şiirselliğini değil, parmakların dokunuşunda deri altındaki damarların atışını ve pantolonun içindeki acıtacak kadar sertleşmiş sikin sıcaklığını hatırlar. 'Seks'le ilgili en erken anın bir 'nesne' mi? Şimdi nasıl kokuyor?
Henüz yorum yok
Sohbete katıl
Yorum Yapmak için Giriş Yap